AĞUSTOS BÖCEKLERİ

Parmaklarımın ucunda yavaşça ilerledim ve Ağustos böceğini tuttum kanatlarından. Yeryüzünün en istankar böceği sanki. Nasıl da çatlarcasına bağırıyor. Merak ettim söylediklerini.  Kimbilir hangi küçük böceğe yakarıyor.

Kulaklarıma tecavüz eden sese rağmen sağ elimin iki barmağı bırakmadı onu. Yaklaşık 1,5 saat bakıştık. Sonra hiç güvercin uçurmamış bir kızın hızlı ve savruk bir hareketiyle bıraktım barmaklarımın arasından. Ardından izledim. Onu bulduğum ağacın, iki ağaç solunda ötmeye devam etti.   

 Ağaçtaki bütün böcekler aynıydı. Çıplak oldukları için heralde. Biran onları rengarenk kıyafetlerle, insanları sadece tenleriyle düşündüm. Komik geldi.

Babam düşünürken hep ilkel ol çekinme demişti. Bundan cesaret alarak bir sürü hatal geçti aklımdan. Kendimi kavanoz gözlü düşündüm. Ailece bir ağaca yapışıp gece gündüz vır vır vır öttüğümüzü...

Tabii ağustos böceği olunca erkekler ötüyor dişiyi etkilemek için. İnsanlar aleminde durum çok değişken...

 

Bu böceklerin egemenliğindeki aynı tonda ve düzenli ses iyi geldi bana. Sessizlik gibi...

Düzenli olarak üzerine hücum eden herşeye duyarsızlaşırsın ya. Öyle işte. 

 

Eskilerde bir gün, ben çocukken bir cuma vakti şehrin kalabalık bir caddesinde annemi kaybettiğimde keşfetmiştim bunu. Çığlıklarım tanımadığım insan sesleriyle halay çekmeye başladığjnda... O zaman kimse dönüp bakmamıştı. Ne zaman ki susup bir köşeye sindim, o zaman kızarmış gözlerimin hizasında tanımadığım bir çift kepçe kulak belirdi ve kaygılı bir arayıştan sonra teslim etti beni anneme küçük amca. 

O cumadan bu güne bazı fikirlerim değişti işte.

Herkes bağırırken sen susarsan farkedilirsin gerçketen. Ya da sesleri bir melodi gibi dinlemeye başladığında, başkalarını rahatsız eden şey seni dinlendirir. Şimdi onlarcasının aynı anda hareket edip birbirinin içinde yok olduğu herşey huzur veriyor bana. Herkesten uzakta olmak isteyip, tehlike anında birine dokunabileceğini bilmek kadar güven bir his.

İşte sanırım bu yüzden ağustos böceklerine uzun süre katlanabiliyorum. Çünkü kalabalık bir caddenin yarattığı ahenkte, bana binlerce ağustos böceğini anımsatıyor. Biz yalnızca giyindiğimiz için farklıyız belki de. Onlar herşeyiyle çıplak. Bu aleni haykırışlarının sebebi de aşka açık bir davet çünkü.

Uzun ve sesli dakikalar dinginlik vermeye başlıyor artık. Ben de buaralar hep kalabalık yerlerde dolaşıyorum.

Aynı tonda ve düzenli ses yığınlarının olduğu sokaklar... Tam da böyleyken yine ufuktaki zifiri sessizlikler ürkütüyor.

Huzuru kimsenin beni olmak isteyeceğimi düşünmediği yerde buldum.

Mesela kimse korku filmi sevdiğime de inanmaz benim. Oysa sesler, sözler, melodiler herbiri hücremde bambaşka yankı buluyor. 

Dalgalarda yüzmek, cırcır böceklerini sevmek gibi...

Zaman beni kendime biraz daha yaklaştırıyor. 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !